Güncel Haber Sayfası

Link ekle

13/6/2007 - Kuşadası

Kategori: Tatil Yerleri

 

 

Eskiden Menderes vadisinin iskeleleri Ayasuluğ (Efes-Selçuk) ve Balat’tı(Milet). Ancak her iki limandan da deniz çekilince bölgede yeni bir iskele kurulması gerekti. Bu olay, Kuşadası’nın bulunduğu yerde gerçekleşti.Ticaret daha çok Venedik ve Cenova’lıların elinde olduğu için bu yeni iskele ,İtalyanca bir adla,”Scala Nuova” adıyla anıldı.Burası, konsoloslukları, ambarları ve tüccarları ile adeta bir tüccarlar kolonisi idi. Müslüman Türkler önceleri,daha çok, Kuşadası’ndan beş kilometre kadar içeride,bugün Atatürk yolu diye adlandırılan yolun üzerinde, Pilavtepe eteklerindeki Andızkule denilen yerleşim yerinde oturmayı tercih ediyorlardı.

Kuşadası kenti, bugünkü yapısına aşağı yukarı 17.yy başında kavuşmaya başladı. Sultan Ahmet 1. ve Sultan Osman 2. zamanında iki kez sadrazam olan Öküz Mehmet Paşa isimli bir Osmanlı veziri, Kuşadası kentini surlarla çevirtti. Ayrıca bir han, hamam ve camiyi de içeren bir külliye inşa ettirdi. Kente bir su şebekesi kurdurdu ve yeni su getirtti. O zaman surlar içinde kalan Kuşadası, Dağ ve Camiikebir Mahalleri olmak üzere iki büyük mahalleden oluşuyordu.

Camiikebir Mahallesi, düzlükte kurulduğu için dar ama birbirini dik olarak kesen sokaklardan oluşuyordu. Sokaklar arasındaki ev grupları, sırt sırta iki evi alacak genişlikteydi. Kuşadası’nda evler, genellikle sokak üzerindedir ve arka taraflarında da birer avluları bulunmaktadır.

Dağ Mahallesinde evler ve bahçeler basamaklar halinde olduklarından birbirinin manzarasını engellemezler. Antik Efes kentindeki ünlü teras evler gibi kademeli sıralanmışlardır.Bu evler tipik Osmanlı evi görünümündedirler. Çoğunun geniş saçakları ve bağdadi çıkıntıları bulunmaktadır. Genellikle klasik kiremit çatıyla kaplanmışlardır.

Bugün, eski Osmanlı kentini çevreleyen surlardan da çok az iz kalmıştır. Bu kalıntıların başında kale kapısı gelmektedir. Kemerli bir geçide sahip kapı, üzerinde yükselen bir kule ile tamamlanmaktadır. Kapının iç köşesinde eski bir çeşme bulunmaktadır. Çeşmenin tabanını antik bir lahit, yalağını ise yine antik bir kül lahdi teşkil etmektedir. Çeşme aynasında iki hayrat yazıtı bulunmaktadır. Bunlardan biri 19.yy dan kalma Arap harfli, diğeri ise yakın tarihlerde kazınmıştır ve Latin harflidir.Bu haliyle çeşme, Kuşadası’nın geçmişini anlatır gibidir.

Kent genişledikçe yukarıda anılan iki mahalleye, Hacı Feyzullah, Alaca Mescit, Camii Atik,Türkmen Mahalleleri de eklenmiştir. 1960’lı yıllarda büyük bir turizm potansiyeline sahip olduğu keşfedilmiş; şehir bundan sonra hızlı bir gelişme göstermiştir. Özellikle son yıllarda, gerek kent içinde, gerekse civarda otel, motel, kamping, tatil köyü gibi pek çok dinlenme tesisi ve yazlık villalar yapıldı. Bu arada birde yat limanı inşa edildi ve liman tesisleri de genişletildi.

Kuşadası, bugün Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinden biridir. Bunun nedenlerini değerlendirirken, zengin tarihi çevrenin ve eşsiz planların varlığının yanısıra, bölgenin iklim koşullarını da belirmemiz gerekmektedir. Kuşadası, hemen önünde başlayan kumsal kıyıları ile her şeyden önce bir plaj merkezidir.

Tusan, Akyar, Otuzbir, Kadınlar Denizi, Aslan burnu, Karaova, Güzelçamlı, Büyük ve Küçük Kalamaki, İlyas Ağa, Dipburun, Tavşanburnu plajları gibi temiz kumsallar kuzey ve güneye doğru kilometrelerce uzar gider. Kumsal şeritlerinin toplam uzunluğu 20 kilometrenin üzerindedir. Geniş kumsalların yanısıra derinlikten hoşlananlar için, dalmaya elverişli kayalık koylar da Kuşadası’ndadır.

 

 

 

 

Kaynak : www.ekusadasi.net

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

13/6/2007 - Güzel tatil beldelerimizden Bodrum

Kategori: Tatil Yerleri

Bodrum, ya da tarihteki adıyla "HALİCARNASSOS" güneş, deniz, doğa ve efsaneler ile eğlencenin iç içe geçtiği bir kentimiz. Bodrum müzesindeki buluntuların da teyid ettiği üzere, milattan önce üç bin yılına kadar uzanan köklü tarihiyle pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış olan bu kent, aynı zamanda tarihin babası olarak bilinen Herodot‘ un ( M.Ö. 484 ) da doğduğu yerdir.

Halikarnas‘a ismini veren kişi Karya kralı Mausolus‘tur ( M.Ö 377 - 354 ). Ölümünden sonra kızkardeşi ve aynı zamanda karısı olan prenses Artemisia tarafından adına dikilecek olan anıt mezar yıllar sonra tarihçiler tarafından Dünyanın Yedi Harikası‘ndan biri olarak gösterilecektir. ( Bilindiği üzere Yedi Harikadan ikisi Türkiye‘dedir: Halikarnas Mozelesi, Bodrum; Artemis Tapınağı, Efes ) ( Mausolus isminden türeyen Mozele sözcüğünü günümüzde de anıt mezar anlamında kullanmaktayız. Ör: Atatürk Mozelesi )

Bodrum‘un bir başka önemli dönemi Rodos Şövalyeleri dönemidir. Aziz Petrus adına 1408 yılında inşa ettikleri bugünkü Bodrum Kalesi hala dimdik ayaktadır ve dünyanın en önemli müzelerinden biri olan Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi‘ne ev sahipliği yapmaktadır.

Yakın döneme gelince, Halikarnas Balıkçısından yani Cevat Şakir Kabaağaçlı‘dan söz etmeden geçemeyiz. Mahkeme tarafından o zamanlar bir balıkçı köyü olan Bodrum‘da 3 yıl sürgüne mahkum edilen Cevat Şakir Bodrum‘da 25 yıl kalacak ve Türkiye Bodrum‘u ve Bodrum‘un eski ve yeni hikayelerini ondan dinleyecektir. Halikarnas Balıkçısı şimdi Gümbet’in arkasındaki tepede, Saldırşah mevkiinde, o çok sevdiği Bodrum‘unda, ebedi istirahatgarında yatmaktadır.

Kısacası Dor ‘lar ve Karya‘lılar dan Yunanlılara , Moğollardan Osmanlılara kadar pek çok savaş ve istila görmüş Bodrum tarihle dolu bir tatil ve eğlence mekanıdır

 

Kaynak : www.dedememlak.com/

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

12/6/2007 - FOÇA

Kategori: Tatil Yerleri


Yazı: Engin Eren
Fotoğraflar: Murat Düzyol
Foça, Phokaialılardan günümüze eşsiz mesajlar taşıyor; Akdeniz fokları, taş evleri, adaları ve efsaneleri ile "gururlu Phokaialıların" "keyifli Foçalı torunlarıyla" dünden miras, neşeli günlerin keyfini sürüyor

O neşeli günler geride kalalı hayli zaman oldu. Her şeyden uzaklaşıp, kendimizi, sohbetin doyumsuz lezzetine bırakmayalı; yaz akşamları çoluk çocuk, eş dost, organize edilmeden, "kendiliğinden" bir araya gelmeyeli ise daha uzun bir zaman... Hayatı "nasılsa öyle" kavramış adamların, dedikoduyu "muhabbet lezzetinde yapan" komşu kadınların yanında yöresinde olmayalı da... Gerçekten çok ama çok uzun zaman oldu. Sanki neşe, hepimiz için kaybedilmiş ya da hiç tanışılmamış bir gizli yetenek gibi artık... Eğer Türkiye'nin ve Türkiye'de yaşayanların, bugün unuttuğu bir "neşesi", bir "neşemiz" varsa o neşe, İzmir'in Foça ilçesinde taptaze... Hâlâ yaşıyor... Öyle güçlü bir "neşe meltemi" ki bu, sanki Foça'da esen imbat, o neşeyi alıp tüm İzmir Körfezi'ni yalıyor. İzmir'i, Çeşme'yi, Menemen'i, Çandarlı'yı ve diğer ilçelerin tümünü kaplıyor. İzmir'e ruh, hayat veriyor. Sanki, Foça'yı çevreleyen muhteşem adacıklardan biri olan Orak adasındaki Siren kayalıklarında, kuş vücutlu kadın başlı sirenler, foklarla birlikte bu coşkuyu sadece İzmir'e değil, tüm Ege'ye yayıyorlar. Yüzlerce yıldır yaşanan tüm hüzünlere inat hem de... İşgallere, sürgünlere, savaşlara, mübadelelere inat... Antik dönemdeki adıyla Phokaia, yani Foça; bir diğer adıyla Eski Foça, İzmir'in 28 ilçesi arasında en kendine has özellikler taşıyanı. Adını ünlü Akdeniz foklarından alan Phokaia, İÖ 11. yüzyılda Aiollar tarafından kurulmuş. Bölgede uzun yıllar hüküm süren, modernizmin temeli olarak kabul edilen İon uygarlığı, İÖ 9. yüzyıldan İÖ 546 yılına, Perslerin kenti istila edişine kadar hüküm sürmüş. İÖ 7. yüzyılın ortalarından itibaren Phokaialılar, Miletoslularla birlikte Karadeniz ve Akdeniz'e açılarak koloniler kurmuşlar. Altın çağlarını yaşadıkları bu dönemde, dünyanın kültür ve sanat merkezi olmayı başarmışlar. Herodot'un da aktardığı, 50 kürekli 500 yolcu kapasiteli gemilerle Cebelitarık'tan geçerek İspanya'nın kuzeyine kadar ulaşmışlar. Bu neşeli olduğu kadar gururlu ve inatçı halk, Akdeniz ve Karadeniz'e yayılırken, neşeleriyle birlikte zengin kültürlerini de beraberlerinde taşıyarak, modern dünyanın tohumlarını ekmişler. İtalya'nın Marsilya kenti de bunlardan biri. Her ne kadar onlar Foça'yı terk edip gitmiş olsalar da kentin rüzgârına bıraktıkları kahkahaları hâlâ dünyanın dört bir yanından insanı bir araya topluyor. Şehirdeki "Karataş efsanesi", Rum delikanlısı Talasa ile Türk kızı Deniz'in hazin öykülerini anlatsa da, Foça'ya yolu düşen ve bilmeden Karataş'a basanlar, bir daha Foça'yı terk edemiyor.

 

 

Kaynak : www.nationalgeographic.com.tr

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

  • Guncel Haberler
  • Kuresel Isinma
  • Mizah
  • Saglik
  • Tatil Yerleri
  • Teknoloji
  • Arkadaşlarım

    Belanın eğitimi... RUSSEL GOUGH, "Karakteriniz Kaderinizdir" adlı kitabında diyor ki: "Dogru ve iyi olanı bilmek ile dogru ve iyi olanı yapmak arasındaki en önemli baglantı, dogru ve iyi olanı yapacak bir karaktere sahip olmaktır." Eger karakter gelismemisse tahsil ise yaramıyor. Unutmayalım ki banka hortumlayanlar, devleti soyanlar, rusvet alıp vatanı cıkar ugruna satanlar, mac satanlar, sike yapanlar, tesvik verenler; birilerini hakir görüp asagılamakla yükseleceklerini zannedenler hep tahsilli insanlardır... O yüzden Roosevelt demis ki: "Bir insanı ahlaken egitmeksizin sadece zihnen egitmek topluma bir bela kazandırmaktır."