Güncel Haber Sayfası

Link ekle

12/6/2007 - FOÇA

Kategori: Tatil Yerleri


Yazı: Engin Eren
Fotoğraflar: Murat Düzyol
Foça, Phokaialılardan günümüze eşsiz mesajlar taşıyor; Akdeniz fokları, taş evleri, adaları ve efsaneleri ile "gururlu Phokaialıların" "keyifli Foçalı torunlarıyla" dünden miras, neşeli günlerin keyfini sürüyor

O neşeli günler geride kalalı hayli zaman oldu. Her şeyden uzaklaşıp, kendimizi, sohbetin doyumsuz lezzetine bırakmayalı; yaz akşamları çoluk çocuk, eş dost, organize edilmeden, "kendiliğinden" bir araya gelmeyeli ise daha uzun bir zaman... Hayatı "nasılsa öyle" kavramış adamların, dedikoduyu "muhabbet lezzetinde yapan" komşu kadınların yanında yöresinde olmayalı da... Gerçekten çok ama çok uzun zaman oldu. Sanki neşe, hepimiz için kaybedilmiş ya da hiç tanışılmamış bir gizli yetenek gibi artık... Eğer Türkiye'nin ve Türkiye'de yaşayanların, bugün unuttuğu bir "neşesi", bir "neşemiz" varsa o neşe, İzmir'in Foça ilçesinde taptaze... Hâlâ yaşıyor... Öyle güçlü bir "neşe meltemi" ki bu, sanki Foça'da esen imbat, o neşeyi alıp tüm İzmir Körfezi'ni yalıyor. İzmir'i, Çeşme'yi, Menemen'i, Çandarlı'yı ve diğer ilçelerin tümünü kaplıyor. İzmir'e ruh, hayat veriyor. Sanki, Foça'yı çevreleyen muhteşem adacıklardan biri olan Orak adasındaki Siren kayalıklarında, kuş vücutlu kadın başlı sirenler, foklarla birlikte bu coşkuyu sadece İzmir'e değil, tüm Ege'ye yayıyorlar. Yüzlerce yıldır yaşanan tüm hüzünlere inat hem de... İşgallere, sürgünlere, savaşlara, mübadelelere inat... Antik dönemdeki adıyla Phokaia, yani Foça; bir diğer adıyla Eski Foça, İzmir'in 28 ilçesi arasında en kendine has özellikler taşıyanı. Adını ünlü Akdeniz foklarından alan Phokaia, İÖ 11. yüzyılda Aiollar tarafından kurulmuş. Bölgede uzun yıllar hüküm süren, modernizmin temeli olarak kabul edilen İon uygarlığı, İÖ 9. yüzyıldan İÖ 546 yılına, Perslerin kenti istila edişine kadar hüküm sürmüş. İÖ 7. yüzyılın ortalarından itibaren Phokaialılar, Miletoslularla birlikte Karadeniz ve Akdeniz'e açılarak koloniler kurmuşlar. Altın çağlarını yaşadıkları bu dönemde, dünyanın kültür ve sanat merkezi olmayı başarmışlar. Herodot'un da aktardığı, 50 kürekli 500 yolcu kapasiteli gemilerle Cebelitarık'tan geçerek İspanya'nın kuzeyine kadar ulaşmışlar. Bu neşeli olduğu kadar gururlu ve inatçı halk, Akdeniz ve Karadeniz'e yayılırken, neşeleriyle birlikte zengin kültürlerini de beraberlerinde taşıyarak, modern dünyanın tohumlarını ekmişler. İtalya'nın Marsilya kenti de bunlardan biri. Her ne kadar onlar Foça'yı terk edip gitmiş olsalar da kentin rüzgârına bıraktıkları kahkahaları hâlâ dünyanın dört bir yanından insanı bir araya topluyor. Şehirdeki "Karataş efsanesi", Rum delikanlısı Talasa ile Türk kızı Deniz'in hazin öykülerini anlatsa da, Foça'ya yolu düşen ve bilmeden Karataş'a basanlar, bir daha Foça'yı terk edemiyor.

 

 

Kaynak : www.nationalgeographic.com.tr

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Hakkımda

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

Belanın eğitimi... RUSSEL GOUGH, "Karakteriniz Kaderinizdir" adlı kitabında diyor ki: "Dogru ve iyi olanı bilmek ile dogru ve iyi olanı yapmak arasındaki en önemli baglantı, dogru ve iyi olanı yapacak bir karaktere sahip olmaktır." Eger karakter gelismemisse tahsil ise yaramıyor. Unutmayalım ki banka hortumlayanlar, devleti soyanlar, rusvet alıp vatanı cıkar ugruna satanlar, mac satanlar, sike yapanlar, tesvik verenler; birilerini hakir görüp asagılamakla yükseleceklerini zannedenler hep tahsilli insanlardır... O yüzden Roosevelt demis ki: "Bir insanı ahlaken egitmeksizin sadece zihnen egitmek topluma bir bela kazandırmaktır."